ÖYKÜ 

KARAKTER MESELESİ


Zaman, masanın üzerindeki sararmış kâğıdın kenarından kıvrılarak geriye doğru akıyordu. Ben, kendi yazdığı hikâyenin son cümlesinden sürgün edilmiş bir yazar gibi duruyordum, elimdeki kalem kan ağlıyordu.

Cümleler birbirine değdikçe geçmişin sesi duyuluyordu: Bir kısa deneme yazmak kolaydır da, bir hatıranın içinden yürüyüp çıkmak kaç ömür sürer?

Kalem kâğıda dokunduğunda anlatılan ben miydim, yoksa ben mi o hikâyenin gölgesine sığınmış bir yabancıydım, kestiremiyordum.

Masanın üzerindeki mürekkep lekesi kurumuştu ama oda hâlâ o nemli ve basık sonbahar havasıyla doluydu. Kalemi kâğıda sertçe bıraktım.

— Yazamıyorum, dedim, masanın karşısında oturan karaktere. Cümleler boğazıma diziliyor. Benden hikâye bekliyorsunuz ama ben içinde yaşadığım toplumun bu maddi ve manevi huzursuzluğunu anlatmakla yükümlüyüm. Boğuluyorum, boğuluyorum bu lanet dönemin gırtlağına kadar cehalete batmış ikiyüzlü insanlarından, yamyamlarından. İnsan eti yiyen, insan kanı içen bu lanetliler milletin alın teri ile nasıl da zevk ve sefa içerisinde yaşıyorlar. Güya Müslümanlar, nerede bir lokma hurma, bir yamalı hırka? İşte ben bunları anlatmalıyım.

Karakterim sandalyesinde geriye yaslandı, alaycı bir tebessüm belirdi yüzünde.

— Anlat o zaman, dedi. Tutak mı var dilinin altında?

— Olmuyor işte, diyerek elimi masaya vurdum. Sadece yazarlar değil ki… Aydın kesim, sanatçılar, düşünürler… Hepimizin bir sorumluluğu var. Ama dışarıya bakıyorum; her gün televizyonlarda, gazete köşelerinde önünde ‘Profesör’ ünvanı olan koca koca adamlar gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor. Söylediklerinin yalan olduğunu kendileri de biliyor üstelik! Evde eşleri ve çocukları da biliyor… Milletin gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar. Ne diyordu Cemil Meriç? ‘Aydınların aydınlatamadığı halkı soytarılar oynatır.’ Sürekli yalan söylüyorlar.

— Niçin söylüyorlar, peki, diye sordu karakter, sesi birden ciddileşmişti. Bir insan bile bile neden hakikati satar?

— Çünkü maddiyata göbeklerinden bağlılar, dedim hırsla. Çocuğu lüks içinde yaşasın, eşi her gün en pahalı kuaförlerde gezsin, kendisi o şatafatlı masalardan kalkmasın diye… Söylemeseler, o yalanları üretmeseler o kadar parayı ve gücü asla elde edemezler. Bütün o akademik ünvanlar, o süslü etiketler, bir çift markalı ayakkabının, konforlu bir villanın önünde eğilip bükülüyor.

Karakterim önündeki sigara paketinden bir dal çıkardı, yakmadan dudaklarının arasına aldı. Bana acıyan ama hak veren gözlerle baktı.

— Yani diyorsun ki yazar efendi, dedi, usulca. Aydın dediğin adam, konforunun kölesi olduğu gün hakikatin katili olur. Lanetlilerin köpeği olur.

— Aynen öyle, dedim, sesim kısılarak. Şimdi söyle bana; böyle bir kokuşmuşluğun ortasında, ben sana nasıl tatlı bir son yazayım?

Karakter gülümsedi. “Yazma zaten,” dedi. “Bana tatlı bir son yazma. Beni o yalan söyleyen prof’ların karşısına dik, bırak hakikati onların yüzüne ben vurayım.”

Masanın üzerindeki mürekkep lekesi saatlerdir genişlemiyordu ama bana öyle geliyordu ki odadaki bütün eşyaları yutmak üzereydi. Dışarıda, Çukurova’nın üzerine çöken o gri sonbahar akşamı, göğün yangından kararan yüzüne parmak uçlarıyla bir şeyler çizip duruyordu.

Kalemi kâğıttan kaldırdım. Yazdığım son cümleye baktım:

“Aynadaki adam, adını unuttuğu gün özgürleştiğini sandı.”

Kendi yazdığım bir karakterin, kendi yarattığım bir odada, bana yabancı gözlerle bakmasından daha huzursuz edici az şey vardır. Ben bu hikâyeyi onu kurtarmak için başlatmıştım; oysa şimdi metnin dipnotlarına sıkışmış, anlatma hakkı elinden alınmış bir yazara dönüşmüştüm.

— Beni buraya sen getirdin, dedi, masanın öteki ucundaki karakter. Sesi, şeytan üçgeni gibi tılsımlı çıkıyordu.

— Seni ben yazıyorum, dedim. Ama sesimdeki kararsızlık, kâğıdın liflerine kadar işledi.

— Yazmak, var etmek değildir her zaman, diye karşılık verdi. Bazen birini bir cümlenin içine hapsetmektir. Bak, cebimdeki şu mektuba… Sayfalarca süren o iç monolog senin mi, yoksa benim unutmaya çalıştığım geçmişim mi?

Elimi cebime attım. Buruşuk bir kâğıt parçası çıkardım. Üzerinde kendi el yazımla yazılmış tek bir dize vardı. Karacaoğlan’dan mı kalmıştı, yoksa geçen kış yazdığım bir koşmanın son dörtlüğü müydü, ayırt edemedim. Zamanın çizgisi kırılmış, anlatıcı ile anlatılan tek bir paragrafın ortasında çarpışmıştı.

Aynaya döndüm. Camın arkasındaki adam elindeki kalemi bıraktı. Ben de bıraktım. Kimin kimi kurguladığı belirsizleştiğinde edebiyatın o en zarif sığınağı başlardı: Sessizlik…

— Yine mi keder, dedi, öykümden sıyrılıp masanın öteki ucundaki sandalyeye çöken karakter.

— Evet, yine keder! Seni ben yazıyorum, dedim, kalemin arkasıyla masaya vurarak. Fuzuli ne diyordu, hatırla: ‘Aşk derdiyle hoşem, el çek ilacımdan tabib…’ Senin kederin, bu metnin omurgası…

Karakterim sandalyesini geriye çekip alaycı bir tebessümle bana baktı. Gözlerinde, kendisini kurgulayan yazara acıyan bir adamın üstünlüğü vardı.

— Bana klasik edebiyat mazmunları parçalamayı bırak, dedi, usulca. Bu devirde acı çekmek, sadece bir trajedi değil… Acı çekmek, şu yıkık dökük ruhun tek fiyakasıdır. Beni Fuzuli’nin gazellerine hapsetmeye çalışma. Ben senin için sadece bir paragraf başıyım ama ben kendim için faturası ödenmemiş bir hayatım.

Elimdeki kaleme baktım. Mürekkebin akışı durmuştu. Anlatıcı bendim, evet; ama masanın karşısında oturan adam, kendi kederinin mülkiyetini elimden çoktan almıştı.

— Peki, o zaman, dedim. Hikâyenin sonunu sen yaz.

Gülümsedi. “Son diye bir şey yok,” dedi kâğıdı yakarken.

Paylaş:

Benzer yazılar

Leave a Comment

betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
Betgaranti
ultrabet
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
jojobet
jojobet
Betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
Betgaranti Rehber
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betgaranti
betpark
betpark
betpark
betpark
betpark
betgaranti
Betgaranti
Betgaranti
hititbet
Betpark
Kolaybet
xslot
xslot
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
bahsegel
Hititbet
betgaranti
kolaybet
kolaybet
kolaybet
betpark
Betgaranti
Betgaranti
Hititbet 2026